30 09 2012

Olumsuz hava şartları Anzer'deki bal üretimini vurdu

Rize’nin İkizdere ilçesi sınırları içinde bulunan Anzer Yaylası’nda bal üretimi olumsuz hava şartları nedeniyle geçtiğimiz yıla oranla yüzde 70 düştü. Anzer'de geçen yıl bin 500 kilogram bal üretilmişti. Kilogram fiyatı 640 lira olan Anzer balındaki rekolte düşüşünün fiyata yansıması bekleniyor. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde bu yıl bal üretimi için 2 bin rakımın üzerindeki bölgelerde olumsuz geçen hava şartları Anzer balını da olumsuz etkiledi. 2 bin 700 rakımın üzerinde 3 bin kovanda geçtiğimiz yıl bin 500 kilogram bal elde edilirken, bu yıl bal üretimi 500 kilograma düştü. Anzer Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Şükrü Çatır, olumsuz hava şartlarının bal üretimini de etkilediğini ifade ederek şunları söyledi: " Bal üretimi geçen yıla göre düştü. Geçen yıl bin 500 kilogram bal üretilmişti. Bu yıl ise şu ana kadar kooperatifimize 500 kilogram bal ulaştırıldı. Biz bu balları tahlil edilmeleri için Hacettepe Üniversite’ne gönderdik. Tahlil edilen ballar raporlanarak bize gönderiliyor. Yapılan tahlillerde olumlu rapor alan balların dolumunu yaparak raporları ile birlikte mühürlü şişelerde satışa sunacağız. Tahlilde olumlu rapor alamayan ballar ise bal sahiplerine iade edilecek. Henüz kaç kilogram balın olumlu rapor aldığını bilmiyoruz. Bu yıl olumlu rapor alacak bal miktarının geçtiğimiz yıllara oranla çok düşük olacağını tahmin ediyoruz.” dedi. Devamı

30 09 2012

Bal faydaları hakkında yeni bir yazı: Bal tüketimi, stresi önlüy

Bal faydaları hakkında yeni bir yazı: Bal tüketimi, stresi önlüy |  görsel 1

    Stresten korunmak için ılık olarak bal tüketilebilir.   Romanya Arıcılık Enstitüsü  Direktörü ve Apiterapi uzmanı Dr. Cristina Mateescu, balın ılık tüketilmesi  halinde stresi önlediğini belirterek, ”Balı sıcak tüketmek sakıncalı. Balı sıcak  tükettiğiniz zaman vücuda stres yüklemiş oluyorsunuz. Çünkü balda aminoasit  vardır” dedi.   Mateescu, yaptığı açıklamada, bal tüketiminin insan sağlığı  açısından oldukça faydalı olduğunu belirterek, balın farklı yönetmelerle  kullanılabileceğini ifade etti.   Balın vitamin bakımından fakir ancak B vitamini bakımından zengin olduğu  anlatan Mateescu, balda az miktarda polen bulunduğunu, bu polenin de bal kadar  sağlıklı olduğunu söyledi.   Balda polen yoksa ona bal denemeyeceğini dile getiren Mateescu, ”Balda  polen olmak zorundadır. Polen bahar mevsimlerinde fazladır. Ama ilkbahar ile  sonbahardaki polen de farklıdır. Hatta balın içerisindeki polenden o balın hangi  bölgeye ait olduğunu, analiz ederek öğrenebilirsiniz. Polen sayesinde balı  sınıflandırabiliyoruz” dedi.   Dr. Mateescu, balda serbest kolesterol da bulunabileceğini belirterek,  bazı balların metabolizmada önemli görev üstlendiğini ifade etti.  Balın sağlık açısından oldukça faydalı olduğunun altını çizen Mateescu,  ”Yüksek früktoz ve mısır şurubuyla elde edilen bala, bal denmez. Sağlık  açısından gerçek bal tüketilmelidir. Bal, kalp, karaciğer başta olmak üzere  birçok hastalığa iyi geliyor” şeklinde konuştu. &nbs... Devamı

18 09 2012

ARI ZEHİRİ ve APİTERAPİ

  Arı zehirinin birçok rahatsızlığa iyi gelmesi nedeniyle üretimi ve tıpta kullanımı her geçen gün artmaktadır. Farmokolojik olarak arı zehiri kan dolaşımını artırıcı, bakteri öldürücü, radyasyona karşı koruyucu, tansiyon düşürücü etkileri ve bağışıklık sistemini aktive edici etkilere sahiptir. Arı zehiri ile herhangi bir tedaviye başlamadan önce mutlaka arı zehiri alerji testi yaptırılmalıdır. Arı zehiri tedavisi, tüberküloz, bel soğukluğu, endokardit rahatsızlıklarında ve hamilelikte kullanılmamalıdır. İnsanların tedavisinde arı zehirinin toplanarak kullanımı yerine, ergin işçi arıların doğrudan hastayı iğnelemesi yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir. Bu yöntemde; arılar kovan önünden, kuluçkalık veya ballık bölümünden açılan küçük bir delikten kavanozla toplanabilirler. Toplanan 10-100 adet işçi arı, yaklaşık iki hafta şeker şurubuyla beslenir ve hasta üzerinde günlük sokma işleminde kullanılır. Arı zehirinin eczacı veya fizik tedavi uzmanı gözetiminde, arı iğnesi hazırlanarak, enfeksiyonlu bölgeye enjekte edilebileceği gibi kremlerin, merhemlerin yapısında kullanılması da mümkündür. Tedavi süresince kesinlikle alkol alınmaması gerekmektedir. Bunun yanında süt, beyaz ekmek, dondurma, pirinç, şeker vb. beyaz yiyecekler tüketilmemelidir. Bunlara ek olarak 1000-5000 mg. C Vit., 100-300 mg., B Vit. kompleksi ve 400 IU. E Vit. alınması tavsiye edilir. Arı zehiri tedavisine en az 6 ay devam edilmesi önerilmektedir. Arı zehirinin ilaç olarak kullanımı çok eskiye dayanmaktadır. M.Ö. 2000 yıllarına ait bir papirüste arı zehrinin tedavi maksatlı kullanımının delillerine rastlanmıştır. Dr.Foster tarafından Almanya'da geliştirilen ve 1935 yılında piyasaya sürülen arı zehri etken mad... Devamı

18 09 2012

PROPOLİS ve APİTERAPİ

  Propolis, sağlık için vücut yoluyla alınması gereken 22 besini bünyesinde taşıması açısından içinde bulunduğumuz yüzyıl da keşfedilen mükemmel doğal ilaç olarak kabul edilmiş ve önem kazanmıştır. Propolis çok eski çağlarda ilk kez Yunanlılar tarafından keşfedilerek doğal bir antibiyotik olarak kullanılmıştır. Yaşadığımız yüzyılda bu değerli ürünün antibakteriyel, antifungal, antiviral özellikleri yanında antiinflamatuar, antiülser, lokal anestezik, antitümör, bağışıklık uyarıcı gibi biyolojik aktivite özelliği göstermesi; tıp,apiterapi, beslenme ve biyokozmetik alanında kullanımını yaygınlaştırmıştır. Propolisin yapısında bulunan ve büyük önem taşıyan flavonoidler ve terpenler oldukça kuvvetli antioksidan, antisteril etkili birleşiklerdir. Özellikle flavonoidlerin kalp damar sistemi üzerine olumlu etkileri olduğu, kan dolaşımını düzenlediği, kılcal damar çatlamalarını azalttığını, mide mukozasını ülsere karşı koruduğu, mide yaralarını küçülttüğü, iç salgı sistemini düzenlediği ve halsizliğe karşı olumlu etkileri olduğu belirlenmiştir. Bir çok kaynakta propolisin düzenli ve sürekli alınması durumunda sindirim, solunum ve dolaşım sisteminde ve tüm vücuttaki hastalık etmenlerine karşı etkin bir savunma gerçekleştirildiği bildirişlerine de rastlanmaktadır. Sentetik antibiyotiklerin aksine uzun süre propolis kullanımı zararlı bakterilerde direnç oluşturmamakta, yararlı bakterileri de olumsuz etkilememektedir. Propolis preperatların bir çok bakteri üzerine geniş spektrumlu antibiyotik özelliği gösterdiği bir çok araştırmacı tarafından kabul edilmektedir. Propolisin insanlar üzerinde olumlu etkisini gösterdiği hastalıklar; beriberi, deri ülseri, ağız yaralar... Devamı

18 09 2012

ARI SÜTÜ ve APİTERAPİ

  Arı sütü genel olarak vücutta hücre yenilenmesi, üretimi (hücre) ve metabolizması üzerinde etkili olduğundan organizmanın bütün dokularında canlılık ve bunun sonucunda sağlık, enerji, bağışıklık ve dinçlik meydana getirir. Bu yönüyle akla gelebilecek bütün sağlık problemlerinde önemli düzeyde motivasyon sağlar. Arı sütü kalp rahatsızlıklarından kansere kadar bir çok hastalıkta vücudu güçlendirmek, bağışıklık sistemini uyarmak amacıyla kullanılmaktadır. Özellikle yoğun antibiyotik kullanan radyoterapi ve kemoterapi olan hastalarda muhtemel karaciğer ve böbrek zararlarını önlemekte, fonksiyonlarını korumaktadır. Arı sütünün insan ve hayvanlar üzerinde etkilerini belirlemek amacıyla bir çok çalışma yapılmıştır. Yapılan çalışmalardan bazıları şunlardır; Japonya'da 54 farklı hastalık üzerinde yapılan uygulamalarda ortalama % 80 dolayında iyileşme belirleyen araştırıcılar bu hastalıkların bazılarının iştahsızlık, kronik hastalıklar nedeniyle vücut savunma sistemi yetersizliği, metabolizma ve beslenme bozuklukları, adet bozukluğu, sindirim sistemi rahatsızlıkları, astım, bronşit, kronik kabızlık, asabilik uykusuzluk ve karaciğer rahatsızlıkları olarak bildirmektedirler. Aynı araştırıcılar kanserde tümör oluşumunun ve büyümesinin arı sütü tarafından engellediğini de belirtmektedirler. Çin'de yapılan başka bir denemede, deney hayvanlarına tümör oluşumuna neden olan antijen verilmiş ve iki gruba ayrılmıştır. Grubun birine arı sütü verilmiş diğerine verilmemiştir. Arı sütü almayan gruptaki bütün hayvanlar kanserden öldüğü halde arı sütü alan gruptaki hayvanlarda ölene rastlanmamıştır. Bu durum arı sütünün en azından kanser oluşumunu engelley... Devamı

18 09 2012

POLEN ve APİTERAPİ

  Polenin insanlar tarafından ilk kullanımı Eski Çin, Pers, Mısır ve Yunanistan'da olmuştur. Hurmanın poleninde gonatotropik hormonların bulunması, Bedevilerin kısırlık tedavisinde bu bitkinin polenini kullanmalarını doğrulamaktadır. Polenin, doğal bir besin kaynağı olması nedeniyle Avrupa'da insan beslenmesinde kullanımı hızla artmaktadır. Avrupa ülkelerinde son 30 yılda yapılan bilimsel çalışmalar ve klinik test sonuçları, polenin prostat, alerjik hastalıklar ve kanser türlerine etkisi üzerinde yoğunlaşmıştır( Dennis, 1966 ). Polen insanlar tarafından günlük olarak protein, vitamin ve mineral madde gereksinimini karşılamak için doğrudan doğruya kullanılabilmektedir. Ayrıca besleme amacıyla az miktarda alınan polenin sinerjik etki yaparak pek çok yarayışlı maddenin karşılıklı etkileşmesi ile metabolizmayı ve sindirimi iyileştirmekte olduğu bildirilmiştir( Krell, 1966 ). Günümüzde bilimsel içerikli olmayan birçok sağlık dergilerinde polen tüketiminin etkileri ve yararları ile ilgili yazılar göze çarpmakta, polen içerikli birçok ürünün insanlarda müzmin hastalıkları iyileştirici ve tedavi edici özellikleri konusunda görüşler bildirilmektedir. Bu sonuçlar , hastalık belirtilerinin polen kullanımı ile kaybolduğuna tanık olan bazı doktorların ve ilgililerin bilimsel anlamda tam olarak kanıtlayamadıkları hususlar olup üzerinde önemle durdukları bilgilere dayanmaktadır( Tablo 4). Polenin sağlık konusunda en önemli etkisi kronik prostat hastalığı ile ilgilidir. Polenin prostat rahatsızlığı sonucu oluşan ateşi düşürdüğü rapor edilmiştir ( Dennis, 1996 ). Polenin prostat hastalığını tedavide tam olarak neye yaradığı bilinmemektedir. Ancak polenin yüksek seviyede çinko içermesi ve prostat salgılarının çıkmasında çi... Devamı

18 09 2012

BAL ve APİTERAPİ

  Balın fizyolojik özellikleri ve kullanımı konusunda yüzlerce literatür bulunmaktadır. o BAL bir doğal enerji kaynağıdır. Bu nedenle çocuklar, yaşlılar, sporcular, hasta ve düşkünlerle birlikte normal sağlıklı insanlar tarafından da severek ve bilinçli olarak tüketilmektedir. o BAL kemiklerde Kalsiyum fiksasyonunu artırmaktadır. o BAL iştah artırmakta, enerji ve direnç kazandırmaktadır. Balın besin içeriğinin insan sağlığına etkisinin yanısıra olağanüstü bir özelliği de vardır ki, bu özellik antimikrobiyal aktivitesidir. Balın bu özelliği nedeniyle Hipokrat zamanından beri hastalıklarda tedavi edici bir araç olarak kullanıldığı bilinmektedir. Eski Mısırlıların; cerrahi pansumanda, göz iltihaplarının tedavisinde, Çinlilerin ve Hintlilerin de; çiçek hastalığının yayılmasını önlemede hasta vücudunu bal ile kapladıkları bilinmektedir. Orta çağda, yara ve yanıkların bal ile tedavi edilmesi, kulak iltihabında; kulağa balın akıtılması, difteri vakalarında; çocukların ağız ve boğazlarına içten balın sürülmesi ilginçtir. Bazı Nijerya yerlileri balı halen öksürük kesici olarak kullanmaktadırlar. İnsan vücuduna etki eden çoğu mikroorganizma balda yaşamını sürdürememektedir. Bal, temas ettiği mikroorganizmaları öldürdüğü gibi içerisinde de barındırmamaktadır. Öyle ki Mısır piramitlerinde bulunan ve Postum'da M.Ö. 6. asra ait çömlekler, içindeki balların biraz katılaşmakla beraber vasıflarını hiç kaybetmemesi, balda mikroorganizmaların yaşayamadığını tarihi bir gerçek olarak göstermektedir. Tıbbi literatürde, İngiliz ve Amerikan hastanelerinde birinci sınıf mikrop öldürücü olarak bal kullanıldığını, Almanya'da yara ve soğuk algınlıklar... Devamı

18 09 2012

APİTERAPİ NEDİR?

Apiterapi, arı ürünlerinin bir yada birden fazla hastalığın önlenmesi yada iyileştirilmesi amacıyla kullanılması şeklinde tanımlanabilir. Her geçen gün sonuçlanan araştırmalar toplumların dikkatini bu konu üzerine çekmekte ve özellikle Uzakdoğu ülkelerinde başlayan ve dünyada hızla gelişen arı ürünleri ile tedavi yöntemleri hızla yaygınlaşmaktadır. Hatta, başta Japonya, Doğu Asya ülkeleri, Amerika, Kanada gibi ülkelerde apiterapi merkezleri kurulmuştur. Devamı

16 09 2012

Kaçkar Dağları

              Anadolu yarım adasının Karadeniz kıyıları boyunca yükselen Kuzey Anadolu sıradağları, batıda ıstıranca dağları (1010 m.) ile başlar. Batı Karadeniz bölgesinde Köroğlu (2400 m.) ve Ilgaz Dağları (2587 m.) olarak devam eder. Orta Karadeniz bölgesinde Karagöl ve Çakırgöl dağları (3100 m.) olarak devam eden bu sıradağlar Rize il sınırları içinde 3932 metre yüksekliğe ulaşırlar.           Doğu Karadeniz kıyıları ile güneyde Çoruh nehri arasında yükselen bu dağlar Güneybatı-Kuzeydoğu doğrultulu bir uzanışa sahiptir. Tatos Dağları, Hunut Dağları, Kavrun Dağları, Bulut Dağları, Davut Dağları, Güngörmez Dağları ve Altıparmak Dağları doğu karadeniz dağlarının başlıca yüksek bölümlerini teşkil ederler. Bu dağlar Güneybatı-Kuzeydoğu doğrultulu olarak 80-100 km. uzunlukta, 40-50 km. genişlikte bir alanı kaplar.           Batıdan Doğuya doğru Verçenik Dağları (3710 m.)  Kavrun Dağları (3932 m.) Bulut Dağları (3562 m.)  Altıparmak Dağları (3492 m.) bu dağların en yüksek bölümünü oluştururlar. Rize Kaçkar Dağları olarak bilinen ve tanınan bu dağların en yüksek tepesi ise Kaçkar Kavrun (3932 m.) dağıdır.           Rize Kaçkar Dağları'nı kapsayan ilk bilimsel araştırma ve yayınlar 1932 yılında L. Krenek, 1949 yılında Dr. S. Erinç, 1952 yılında ise Dr. İ. Yalçınlar tarafından yapılmıştır. Coğrafyacı ve yer bilimciler tarafından yapılan bu ilk etüdlerin yayınlanmasından sonra Rize Kaçkar Dağları yurt içi ve yurt dışında büyük bir ilgi uyandırmıştır.           Kaçkar Kavrun (3932 m.) dağına ilk ... Devamı

1...474849505152